Havacılık faaliyetleri, doğası gereği sadece gökyüzündeki riskleri değil, yeryüzündeki varlıkları ve insanları da tehdit edebilecek potansiyele sahiptir. Bir hava aracının üçüncü şahıslara verebileceği zarar, aracın kendi değerinden katbekat fazla olabilir. Bu nedenle Hava Taşıtları Üçüncü Şahıs Sorumluluk Sigortası (TPL), sivil havacılık otoriteleri tarafından operasyonun büyüklüğüne bakılmaksızın zorunlu tutulan en temel güvencedir. Bu sigorta, hava aracının işletilmesi sırasında, aracın içinde bulunmayan kişilerin (yerdeki yayalar, diğer araç sahipleri veya bina sakinleri) bedeni veya maddi zarara uğraması durumunda devreye girer. Ancak bu koruma sadece "kaza" anını kapsamaz; uçağın motorlarının yarattığı hava akımından (Jet Blast), uçağın üzerinden düşen bir parçaya kadar geniş bir sorumluluk alanını yönetir.
Maksimum Kalkış Ağırlığı (MTOW) ve Teminat Limitlerinin Belirlenmesi
Üçüncü şahıs sorumluluk sigortasında teminat limitleri keyfi olarak belirlenmez; uluslararası havacılık standartlarına ve yerel yönetmeliklere (Türkiye'de SHGM) göre matematiksel bir kesinlikle hesaplanır. Bu hesaplamanın temel taşı, hava aracının Maksimum Kalkış Ağırlığıdır (MTOW). Mantık basittir: Bir uçak ne kadar ağırsa, düşmesi veya çarpması durumunda yaratacağı potansiyel tahribat o kadar büyüktür. Bu nedenle sigorta limitleri, genellikle SDR (Special Drawing Rights - Özel Çekme Hakkı) adı verilen uluslararası bir rezerv para birimi üzerinden kademelendirilir. Hafif bir eğitim uçağının zorunlu limitleri ile devasa bir kargo uçağının limitleri arasında uçurum vardır. Sigorta poliçenizin geçerli sayılabilmesi için, uçağınızın ağırlık sınıfına denk gelen asgari SDR tutarını tam olarak karşılaması yasal bir zorunluluktur.
Jet Blast, Taksi Kazaları ve Çevresel Hasarlar
Sorumluluk riskleri sadece uçak havada süzülürken oluşmaz; istatistiklere göre hasarların büyük bir kısmı uçak yerde hareket halindeyken (taksi yaparken) meydana gelir. Apronda veya taksi yolunda ilerleyen bir uçağın kanat ucunun park halindeki başka bir uçağa veya yer hizmetleri aracına çarpması, TPL sigortasının en sık devreye girdiği senaryolardan biridir. Daha spesifik bir örnek olarak "Jet Blast" veya "Prop Wash" hasarları verilebilir. Jet motorlarının veya pervanelerin arkaya doğru ittiği güçlü hava akımı, arkadaki araçları devirebilir, binaların camlarını patlatabilir veya insanları savurabilir. Üçüncü Şahıs Sorumluluk Sigortası, pilotun veya yer ekibinin kusuru olsun ya da olmasın, işleticinin bu tür operasyonel faaliyetlerden doğan mali yükümlülüklerini karşılayarak ticari hayatın devamlılığını sağlar.
Kombine Tek Limit (CSL) Uygulaması ve Avantajları
Geleneksel sigortacılıkta üçüncü şahıs sorumlulukları ve yolcu sorumlulukları ayrı ayrı limitlerle yönetilirken, modern havacılık sigortalarında sıklıkla "Combined Single Limit" (CSL) yani Kombine Tek Limit uygulaması tercih edilir. Bu yapı, üçüncü şahıslara verilecek zararlar ile yolculara verilecek zararların tek bir havuz limit içinden ödenmesini sağlar. CSL poliçeleri, özellikle büyük kazalarda esneklik sunar. Örneğin, uçağın boş olduğu bir transfer uçuşunda bir binaya çarpması durumunda, yolcu tazminatı olmayacağı için tüm limit üçüncü şahıs hasarlarına (bina ve yerdekiler) aktarılabilir. Bu esneklik, beklenmedik boyuttaki tazminat taleplerine karşı işletmeciye çok daha güçlü bir koruma kalkanı sunar ve risk yönetimini kolaylaştırır.
Hukuki Savunma Masrafları ve Uluslararası Yargı Yetkisi
Havacılık kazaları, sadece hasarın ödenmesiyle biten süreçler değildir; genellikle yıllar süren karmaşık dava süreçlerini beraberinde getirir. Özellikle uluslararası uçuşlarda, kazanın gerçekleştiği ülkenin hukuk sistemi (örneğin ABD veya Avrupa mahkemeleri) devreye girdiğinde, tazminat talepleri milyonlarca doları bulabilir. TPL Sigortası, sadece nihai tazminatı ödemekle kalmaz, aynı zamanda sigortalının hukuki savunma masraflarını, avukatlık ücretlerini ve mahkeme giderlerini de üstlenir. Sigorta şirketi, haksız veya abartılı tazminat taleplerine karşı sigortalısını savunarak, aslında bir nevi hukuk departmanı gibi çalışır. Poliçenizde "Coğrafi Sınırlar"ın doğru belirlenmiş olması, bu uluslararası korumanın geçerliliği açısından hayati önem taşır; zira ABD gibi yüksek yargı maliyeti olan bölgeler genellikle ek prim ve özel klozlar gerektirir.